Tayfun Erdem – Dervişlerin ve Sofilerin Köz Üstünde Dans Ettikleridir / Contribution of Süleyman Erguner

“Niçin ‘Ağrı Dağı’ efsanesi?… Günümüzde artık efsanelere yer var mı?”… Sanırım böyle bir soru günümüzün en önemli yazarlarından biri olan Yaşar Kemal için, Homeros’lardan Yunus’lardan geçip de çağımıza dek varan o yüce söz ırmağının gürül gürül akan kollarından biri olan Yaşar Kemal için geçerli olamaz… Çünkü onun sözü, günümüze dair edilmiş bir sözdür… Kitaplarındaki sevgi, kavga, umut ve şiir günümüz insanına doğru fırlatılmış bir mızraktır… Onun sözü yüreğimizi güneş ışınlarıyla doldurur, sonra da cehennemin buz gibi kazanlarına daldırıp, çıkardıktan ve bizi günümüzün sorunları ile karşı karşıya bıraktıktan sonra da, çekip, gider… “Caz ve Destan’a gelince…” Niçin caz, destanı sazla söylemek gerekmez mi? diyebilirsiniz… Doğru, ancak bu soru kadar doğru olan bir başka gerçek varsa, o da şu 200 yıldır yaşadığımız ve biz ne kadar karşı olsak da, hayatımızın her yanını kaplayan Batılaşma olayıdır. Dolayısıyla, böyle bir toplumun ferdi olarak kulaklarımızda hem Batı’yı, hem de Doğu’yu taşıyoruz… Benim geçmişimde Orhan Gencebay da var, Bach’da, John Coltrane’in saksafon soloları da var, Veysel’in güzelim uzun havaları da… İşte bu plakta böyle bir birikimin, bana göre yapılmış sentezi… Elinizdeki CD, ’86 Aralığında Avrupa’da piyasaya çıkan yapıtın Türkiye’deki baskısı. Avrupa’nın önemli cazcıları yanında, “geleneksel” müziğimizin tanınmış solistleri de bu plakta yer alıyor. Tümü 2.5 saat süren, müzikle tiyatronun iç içe geçtiği “Ağrı Dağı” müzikli gösterisinden alınmış altı parça ve bir uvertür var. Ses ile sözün yeni bir bileşimini gerçekleştirmeye çalıştığım Uvertür’de, metni, Türkiye’nin sayılı tiyatro oyuncularından olup, şimdi Amsterdam’da çalışmalarını sürdüren Meral Taygun okuyor. Umarım, “Ağrı Dağı” bir son değil, bir başlangıç olur, yüreğimizi, bir beyaz kuşun kanatlarında, mavi suya daldırıp, üç kere batırıp çıkardıktan sonra da yeni ufuklara doğru kanat açar, gözden kaybolur, yitip gider…